“Rabia” İşaretini Oyuncak Ettiler…

rabia

“Rabia” İşaretini Oyuncak Ettiler…
Muhammed Muhsin AKSOY (15 Eylül 2014)

Mısır’da direnişin sembolü haline gelen ve adını büyük hanım evliyalardan Hz. Rabia-tül Adeviyye’den alan meydanda geçtiğimiz yıl neler yaşandığına hepimiz şahit olduk. Silahsız bir şekilde o meydanda toplanan ve darbeye karşı duran binlerce insana ateşler açıldı. Yüzlerce şehit ve binlerce yaralı çıktı o meydandan…

Yaşanan gelişmelerin ardından Rabia’tül Adeviyye meydanını ve bu direnişi simgeleyen “Rabia” işareti çıktı ortaya. Ancak bu işareti bazıları öyle amaçlar için kullanıyor ki kendilerinden tiksiniyorum.

Hanımefendileri görüyoruz ellerinde “Rabia” işareti, pozlar veriyorlar sanki dersiniz katalog çekimi yapılıyor. İnternette #R4bia etiketleriyle de bu resimler bir nevi sanal katalogda yayımlanıyor. Sözde Mücahitler de boş durmuyor tabi… Onlar da sözde Mücahidelerin bu sözde tepkilerini taktirle karşılıyorlar destekliyorlar iltifat ediyorlar. Tanışma kaynaşma için “Rabia” işaretini kullanıyorlar…

Neden o kadar çok “Rabia” işareti yapılırken bir tesiri olmadığını artık daha iyi anlıyorum. O meydanda toplanan insanların neden toplandığını ve o meydanda Muhammed El Biltaci’nin kızı Esma’nın neden şehit edildiğini idrak edemeyen beyinlerin yaptığı “Rabia” işaretleri bırakın faydayı zarar veriyor bizlere…

Bir de bu işaretin genelde erkekler tarafından kullanım şekli var. Ona da değinmeden edemeyeceğim. Toplantı veya ziyaretler sonrasında topluca resimler çekiliyor. Ellerde “Rabia” işareti… Yüzlere bakıyorsun otuz iki diş ortada? Hangi parti hangi sivil toplum kuruluşunda olursa olsun, isimleri ne olursa olsun umrumda değil! Bire ahmaklar, bire gafiller, neye gülüyorsunuz? Hiç mi utanmanız arlanmanız yok? Kaldırdığın o elin manasını bilmiyor musun? O eli kaldıranların üzerlerine mermiler yağdırıldı. Hapislere konulup işkence edildi. O eli kaldıranlar davalarında zafere mi ulaştı da sen ahlaksızca sırıtıyorsun!

Söyleyecek ve söylenecek çok şey var ama fazla söze ne hacet…

“Rabia”yı anlamak için, anlayanlara da tekrar o duyguları hatırlatmak için Muhammed El Biltaci’nin kızı Esma’ya yazmış olduğu mektupla yazımı noktalamak istiyorum.

Sevgili kızım ve değerli öğretmenim…

Sana elveda demiyorum bilakis yarın görüşmek üzere. Başı dik tuğyana isyan ederek yaşadın. Tüm engelleri redderek hürriyete sınırsızca aşık oldun. Bu ümmet, uygarlıkta hak ettiği yeri alabilsin diye onu yeniden diriltmek ve inşa etmek için sessizce yeni ufuklar arıyordun. Akranlarının uğraştığı işlerle meşgul olmadın. Her zaman derslerinde birinci olmana rağmen öğrenmeye olan açlığın dinmedi.

Bu kısa hayatta sohbetine doyamadım. Vaktim mutlu olacak ve eğlenecek kadar geniş değildi. Rabiatul Adeviyye’de son kez bir araya geldiğimizde, ‘Sen bizimle olduğunda bile bizden ayrısın’ diyerek bana olan sitemini dile getirmiştin. Ben de sana, ‘Bu hayat birbirimize doyacak kadar geniş değil. Birbirimize doyalım diye Allah’tan cennetinde bize bu sohbeti vermesini temenni ediyorum’ demiştim.

Sen şehit olmadan iki gün önce seni rüyamda gelinlikler içinde gördüm. Bu dünyada eşi benzeri olmayan bir güzellikteydin. Yanıma sessizce oturduğunda sana, ‘Bu gece senin düğün gecen mi’ diye sordum. Sen de ‘Düğünüm akşam vakitlerinde değil öğlen olacak’ demiştin. Çarşamba günü öğlen vakti şehit olduğun haberi bana ulaştığında, senin rüyamda bana ne demek istediğini anlamış oldum. Allah’tan seni şehit olarak kabul etmesini niyaz ettim. Ve şehadetin, bizim haklı olduğumuzu ve düşmanımızın batılın ta kendisi olduğu inancımızı pekiştirdi.

Son vedan da yanında olamamam, son bir kez seni görememem, alnına son bir öpücük konduramamam ve senin cemaze namazını kıldırma şerefine nail olamamam beni derinden üzdü. Beni bunları yapmaktan alıkoyan, ölümden veya karanlık hücrelerden korku değil, uğruna canını verdiğin davayı (devrimin hedeflerine ulaşması) sürdürebilmekti.

Zalimlere karşı başın dik (göğsünü gere gere) direnirken gaddar kurşunlar göğsüne saplandı ve ruhun yüceldi. Ne kadar güzel bir azmin ve terbiye edilmiş bir nefsin vardı. İnanıyorum ki, sen Allah’a verdiğin söze sadakat gösterdin, Allah da sana verdiği söze… Öyle ki, şehadet şerefini bize değil de sana bahşetti.

Son olarak, Sevgili kızım ve değerli öğretmenim…

Sana elveda demiyorum bilakis görüşmek üzere.. Buluşmamız, yakında peygamber ve ashabıyla birlikte Havz-ı Kevser’de olacak. Sonsuz kudret ve hükümranlık sahibi Allah’a yakın, O’nun nezdinde değerli ve şerefli bir konumda. Ayrılmamak üzere, birbirimize doyma temennilerimizin gerçekleşeceği bir buluşma…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir