Ekmel mi Erdoğan mı?

ekmel mi erdoğan mı

Ekmel mi Erdoğan mı?
Muhammed Muhsin AKSOY (27 Temmuz 2014)

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine çok az bir süre kaldı. Zaman zaman tansiyon çok fazla geriliyor. 12 yıldır Başbakanlık görevini yürüten Recep Tayyip Erdoğan mı yoksa 9 yıl İslam Konferansı Genel Sekreterliği görevini yürüten Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu mu seçilecek? Selahaddin Demirtaş’ın ait olduğu zihniyet dolayısı ile seçilme olasılığı zaten yok.

Adaylar belirlendiği andan itibaren özellikle Erdoğan’ın adaylığı ile Ak Parti tabanı yoğunlukta nereye oy atacağına kesin olarak kararlaştırmıştı. CHP ve MHP’nin ortak adayı İslam Konferensı adayı olunca oylarda biraz oynama olmuş gibiydi. Geçmişte yaptığı görev itibariyle CHP tabanı İhsanoğlu’nu ilk başlarda benimsemese de zamanla fikirsel anlamda kendilerine yakın olduğunu gözlemleme fırsatı buldular. Bu da CHP tabanını İhsanoğlu’na ısındırırken Ak Parti tabanındaki kesimden İhsanoğlu’na sempati besleyenleri biraz uzaklaştırmış gözüküyor.

Selahattin Demirtaş ise PKK ile olan bağı dolayısıyla formalite bir adaydan ibaret. Lakin terör örgütüyle bağı bariz bir şekilde ortada olan birinin bu ülkede Cumhurbaşkanlığına aday olabilmesi kanaatimce acınılası bir durumda olduğumuzun bir göstergesi.

Sayın Başbakan’ın Selahattin Demirtaş’a yaptığı eleştirileri samimiyetsiz buluyorum. Geçmişte yazmış olduğum “Ya Müzakere Ya Savaş Diyorlar” başlıklı makalemde PKK ile bağı bariz bir şekilde olan bu şahıslara meclis yolunu mevcut iktidar açmıştır. Terör faaliyetlerinde bulunan kişileri mevcut hükümet dışarı çıkarmıştır. Özerklik vb ülke bütünlüğünü olumsuz etkileyecek söylem ve eylemlerde bulunulmasını serbest hale getiren yine mevcut hükümettir. O yüzden Demirtaş’a yapılan eleştiriler tribünlere oynamaktan ibarettir. Bu konu hakkında detaylı bilgi için yukarıda bahsettiğim makalemi inceleyebilirsiniz.

İhsanoğlu tarafından olaya bakarsak, o da Demirtaş ve o zihniyete mensup kişilere şirinlikler yapmaktadır. Hatta geçtiğimiz günlerde Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması konusu gündeme gelince, herkes mutabık olduktan sonra neden olmasın şeklinde bir yaklaşımda bulunmuştur.

Temel itibariyle iki adayın da PKK’ya yaklaşımları söylem farklılıkları olsa da aynı yönde diyebiliriz.

Bir diğer husus Cumhurbaşkanını halkın seçmesi. Gerçekten halk mı seçiyor acaba Cumhurbaşkanını? Geçmişte Milletvekilleri birini belirleyip seçiyorlardı. Şimdi de adayları belirlediler. Seçin aralarından birini diyorlar.

İhsanoğlu’nun bu işe layık olup olmamasına gelecek olursak, şu bir gerçek ki Erdoğan seçilmesin diye belirlenmiş bir adaydan ibaret olduğu kanaatindeyim. Yani Eroğan olmasın da kim olursa olsun pozisyonuna gelmiş bir muhalefet var ortada.

İhsanoğlu’nun yapı itibariyle ılımlı olması tek tutar tarafı diyebiliriz. Bir nevi Abdullah Gül’ü andırıyor. Zihniyet ve fikri açıdan desteklediğimden değil ama Abdullah Gül’ün de eline su dökemez. Gül’ün liderlik yönünden daha zayıf hali, söylem itibariyle biraz daha sola yakın profil çizecek biri olarak değerlendirebiliriz.

Şimdi olayı çok çarpıcı noktalara getireceğim. İhsanoğlu İslam Konferansı Genel Sekreterliği yapmış biri. Bazı kesimde İhsanoğlu’nun Cumhurbaşkanı olması Filistin’e yapılan zulme engel olabilir intibası uyanıyor olabilir. Lakin İslam Konferansı’nın geçmişine bakmak lazım. Banu Avar’ın da bir yazısında değindiği üzere Yahudiler Kudüs’te başlatmış oldukları yangının akabinde dönemin kukla Müslümanlarını sözde tepki amaçlı İslam Konferansı adı altında bir araya getirmiş. Yani kendilerine oluşan tepkiyi bile kendileri organize ediyorlarmış.

Şöyle bir düşünmek lazım. İslam Konferansı Filistin’deki zulme engel olabilirmiş midir? Irak’taki Müslümanlara yapılan zulme ses çıkarabilmiş midir? Mısır’daki darbeyi engelleyecek ne tür bir ulusal adım atmıştır? Doğu Türkmenistandaki mazlum insanlara yapılan zulme engel olacak ne yapmıştır?

Bunları düşününce bu örgütün siyonizmin kontrolünde olduğu yönündeki kanaatimiz güçlenmekte öyle değil mi?

Sayın Erdoğan’a gelecek olursak, Milli Görüş camiasında parlamış bir lider. Milli Görüş’ün halk tarafından teveccüh gördüğü bir dönemde 28 Şubat darbesi yapılmıştı. Ardından gelen üçlü kualisyonda zulüm ve baskı hat safhadaydı. Bunun akabinde Milli Görüşün güçlü bir şekilde geleceği kaçınılmazdı. Lakin bu süreçte Milli Görüs Lideri Erbakan siyasi yasaklı haldeydi. İşte Sayın Erdoğan birlikte yürüdüğü rahmetli Erbakan hocayı o dönemde bırakıp kendi rotasını çizmiştir.

Neydi o rota? Milli Görüş gömleğini çıkardım diyerek yeni rotasını belirlemişti aslında. Neydi milli görüş gömleği?

– Ağır sanayi
– Faizsiz ekonomi
– Ahlak ve maneviyat temelli eğitim modeli
– İslam birleşmiş milletleri
– İslam natosu
– İslam ortak pazarı

Bu ve buna benzer konuları kapsayan bir gömleği çıkarıp Avrupa Birliği ve BM gömleğini giymiş oldu. Yani İhsanoğlu ile aynı marka gömlek giyiyorlar. Gömleklerin sadece renkleri farklı…

Erdoğan açısından seçilmesi halinde Gazze’deki zulümlerin biteceği tezine gelecek olursak şu şekilde konuyu analiz edebiliriz. 12 yıldır Ak Parti iktidarda. 7 yıldır Ak Parti’nin Kurucusu Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığı görevini yürütüyor. Bu süreçte Filistin davasını bir çözüme kavuşturamadınız da Erdoğan gelince mi çözüme kavuşacak?

Seçime az bir süre kalmışken, Amerikan Yahudi Kongresi Başkanı Rosen geçtiğimiz günlerde Erdoğan’a verilen cesatet madalyası hakkında bir mesaj yayımladı.

“…şimdi bu ödülü geri istiyoruz. Ödülü vermemizden 10 yıl sonra, dünyanın muhtemelen en şiddetli İsrail karşıtı lideri oldunuz. Türk nüfusuna yahudilere karşı kıştırtıyor ve politik çıkarlarınız için tehlikeli bir hutabet kusuyorsunuz.
Medyada yer alan haberler ışığında, şu andaki pozisyonunuz iğrenç ve
Yahudilere yönelik saldırılarınız sizi onurlandırmış olamamızı bizi her bakış açısından sorgulatıyor.

Düşüncelerinizin bu denli değişeceğini bilseydik, ödül değerlendirmemizde sizi ilk sıraya koymazdık. Ancak bakış açınız ileride yeniden değişirse, Cesaret Ödülünü yeniden size vermeyi umut ediyoruz.”

Bu mesajı gören birçok kişi helal olsun, bunlar böyle diyorsa Erdoğan’a milli iradeye sahip çıkmamız lazım demişlerdir. Hem de 10 yıl boyunca iyi ilişkiler içerisinde olduğunu hiç düşünmeden…

Ayrıca şunu da iyi bilmek gerek. Ülkemizde her seçim öncesinde bir gündem oluşturulup oylar bir tarafa kanalize ediliyor. Bu mesajı da iyi okursak, şimdi bize sallayabildiğin kadar salla seçimi kazan. Seçimden sonra aynen yolumuza devam edeceğiz temennisi iletiliyor.

ABD Başkan’ı Rooswelt’in şu sözünü iyi anlarsak mesajı da o zaman iyi anlarız
“Siyasette hiçbir şey tesadüf değildir. Bir şey vuku buluyorsa o şeyin önceden planlandığından emin olabilirisiniz…”

Erdoğan mı Ekmel mi sorusuna gelecek olursak seçenekler şu şekilde;

1- Batı eksenli, dediğim dedik, ülke dinamiklerini kendi durumuna göre yıpratmayı göze alabilen, kendisine muhalefet eden herkese lakaplar takan (haşhaşi, paralelci, çapulcu) dediğim dedik bir tarzda Cumhurbaşkanı için Erdoğan.

2- Batı eksenli, liderlik yönü zayıf, ılımlı, Abdullah Gül’ün biraz daha demokrat tarzı bir CB için İhsanoğlu.

3- Zaten hepsi BOP’a hizmet ediyor. Hepsi topraklarımızın bölünmesine dolaylı yollardan hizmet ediyor. Bunları açık açık söyleyen bir CB için demirtaş.

4- Bunların hiçbirine oy vermem, bunlar beni temsil etmiyor.

5- Oy vermezsen Erdoğan gelir, Erdoğan gelmesin diye İhsanoğlu’na oy verin.

Evet seçenekler bu şekilde. Herkes sandıkta bu seçenekleri değerlendirerek kendi tercihini yapacaktır.

Her şeye rağmen şeçimlerin ülkemiz adına hayırlı bir şekilde sonuçlanmasını temenni ediyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir