Dünden Bugüne Muhsin Aksoy ve Güncel Meseleler

muhsin aksoy tbmm

Dergimiz muhabirlerinden Zeynep Şeyma Tenk, Yükselen Gençlik Derneği Genel Başkanı ve 8. Dönem Türkiye Öğrenci Meclisi Başkanı Muhammed Muhsin Aksoy ile gençlik ve güncel konular hakkında bir röportaj gerçekleştirdi.

Merhaba Muhsin Bey, kısaca kendinizden bahseder misiniz?

-Merhaba, 23 Haziran 1990 tarihinde Trabzon’un Of ilçesinde doğdum. İlkokulu Trabzon’un Hayrat ilçesinde tamamladım. Lise öncesi 2 yıllık bir Kur’an-ı Kerim eğitimi sürecimiz oldu. Liseyi de Trabzon’un Çaykara İlçesinde tamamladım. Şu anda KTÜ İlahiyat Fakültesindeyim. Aynı zamanda AÖF Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümünde okumaktayım.

2011 yılında TBMM Genel Kurulu’nda yapılan seçim neticesinde Türkiye Öğrenci Meclisi Başkanlığına seçildiniz. Yaşınıza ithafen “Bıyıklı Çocuk” şeklinde daha seçim öncesinde eleştiriye maruz kaldınız. Seçimi kazandıktan sonra yine iktidar tarafından oraya oturtulmuş gibi bir durum lanse edildi. Yine İmam Hatipli olmanızdan dolayı başkanlığınız eleştirildi. Vatan Gazetesi konuşmanızdaki eleştirinizden ötürü “Küçük Tayyip Erdoğan” şeklinde sizi manşetine taşıdı. Bu konular hakkında ne söyleyeceksiniz?

-Genel olarak şikâyetçi olduğumuz konulardan birisi, bir konu hakkında araştırma yapmadan kanaat getirilmesidir. Hele de bu topluma bilgi akışı sağlayan mekanizmalar tarafından yapılırsa vatandaşlarımızı olumsuz yönde ister istemez etkiliyor.

Hakkımda ilk haberi yapan gazete Milliyet Gazetesiydi. “Yine Bıyıklı Çocuk Geliyor” şeklinde bir başlıkla haberi okurlarıyla paylaşmıştı. Haberde anlatılan, geçmiş dönemlerde İmam Hatipli bir öğrenci temsilcisinin radikal konuşmalar yapması ve meclis kürsüsünde en yaşlı üye sıfatıyla geçici başkanlık divanına oturmasıydı. Bizim gelişimizle benzer bir olayın yaşanacağına kanaat getiriliyordu. Haberi yazan gazete dolayısıyla yanımızda kendi siyasetine bizi alet etmek amacıyla desteklemek isteyenler oldu. Eğer bahsi geçen gazetenin fikirsel akımına karşı böyle bir safta yer tutmuş olsaydık siyasi meze olabilirdik. Lakin biz duruşumuzu bozmadık. Kendi görüşümüz olduğunu ancak herhangi bir siyasi akımın temsilcisi olmadığımızı sadece öğrencilerin temsilcisi olduğumuzu her fırsatta dile getirdik.

Şimdi tekrar başta söylemiş olduğum araştırma yapmadan kanaat getirme olayına dönecek olursak, biz iyi bir ekiple ve uzun vadeli bir çalışma neticesinde Allah (cc) böyle bir sonucu bize nasip etti. Lise birinci sınıfta, üçüncü ve dördüncü sınıflarda bu projede aktif görevler aldık. Rize İl Öğrenci Meclisi Üyeliği, Trabzon İl Öğrenci Meclisi Başkan Vekilliği görevlerini yürüttük. Son yıl ise Türkiye Öğrenci Meclisi Başkanlığına kadar uzanan bir süreç yaşandı. Birçok arkadaşımızla bir ekip çalışması ortaya koyduk. Birlikte yola çıktığımız insanları biz İmam Hatipli veya şu görüşlü bu görüşlü diye hiçbir zaman ayırmadık. Ayırmadığımız gibi bu tarz konuları hiçbir zaman oy malzemesi olarak kullanmadık. Her zaman gerçekçi olduk. Başarılarımızı doğruluk ve dürüstlük temelleri üzerine inşa ettik.

Seçim sonrasında “Küçük Tayyip Erdoğan” denmesinin sebebi medyaya olan sitemimden kaynaklanıyordu. Seçim öncesinde yapılan haber olmasaydı bu sitemimiz siyasi bir kesime mal edilmeyebilirdi. Ayrıca konuşmamda meclis ile ilgili sorunlara değinmiş olmamıza ve taleplerimizi iletmiş olmamıza rağmen ön plana çıkan medyaya olan sitemimiz oldu. Meclis kürsüsünden kendini savundu şeklinde yorumlar almış olsak da yapmış olduğumuz sitem tüm arkadaşlar adına bir sitemdi aslında. Çünkü hepimizin ortak şikâyeti derdimizi ne yetkililere ne de basın yardımıyla kamuoyuna anlatamıyorduk.

Bu konuyla ilgili son olarak sormuş olduğunuz bu sorunun daha detaylı merak edenler olursa “Meclis Başkanlığı ve Medya Oltası” başlıklı makalemi inceleyebilirler.

Peki, Meclis kürsüsünde konuşma yapmak, TBMM Başkanı olmak ve orada toplantıyı yönetmek nasıl bir duygu? Size ne gibi katkıları oldu?

-Oraya gidiş amacımız temsilcilik görevimiz dolayısıyla temsil hakkımızı en iyi şekilde kullanmaktı. Bu yüzden mecliste toplanmak veya meclisteki kürsüde konuşma yapmak anı olarak elbette güzel. Ancak önemli olan orada nelerin konuşulduğuydu. Biz konuşmamızda birlik, beraberlik ve kardeşlik vurguları yaptık. Ecdadımızın başarılarıyla övünmekle yetinmemeyi tüm dünyaya adaleti yaymak için çalışmamız gerektiğini ifade ettik. Konuşmamızın büyük bir çoğunluğunu da meclisin işlevselliğine ayırdık. Meclis başkanı eğitim sorunlarına hiç değinmedi şeklinde eleştiriler de almıştık. Bizim amacımız meclisi formaliteden çıkarıp gerçekten eğitim sorunlarını tartışıp çözüm üretebilecek bir meclisti. Biz bozuk olan sistemde bir şeyler yapma peşinde değildik. Sağlıklı bir sistem kurma derdindeydik.

TBMM Başkanlığına gelecek olursak; hoşgörü, adalet ve iyi niyetin hâkim olması gereken bir merci. Konuşma sürelerinden tutun, olası gerginlik durumlarını önceden sezme, sağlıklı bir şekilde müdahale etme anlamında kritik bir nokta. Adaletli olmazsanız, sözlü sataşmalara müsaade ederseniz, müdahale etmeniz gereken anda değil de belki birkaç saniye bile geç müdahale etseniz o kitleyi karmaşaya sokabilirsiniz. Bir nevi şoförlük gibi sürekli dikkat isteyen bir pozisyon diyebilirim özet olarak.

Başka hangi gençlik oluşumlarında görevleriniz oldu? Katıldığınız gençlik oluşumlarında ne tür faaliyetlere öncülük ettiniz?

-Lise birinci sınıftan itibaren öğrenci meclislerinde aktif görevlerimiz oldu. Okul içi toplantı ve organizasyonlarımız, ilçe bazında toplantılarımız, il bazında toplantı ve buluşmalarımız oldu. Trabzon’un 18 ilçesinde toplamda 4.000 öğrenciye Öğrenci Memnuniyeti Anketi uyguladık. Öğrenci meclisi haricinde üçüncü ve dördüncü sınıftayken Çaykara Anadolu Gençlik Derneği Ortaöğretim Komisyonu Başkanlığı görevini iki yıl boyunca yürüttük. Çeşitli eğitim faaliyetleri, il içi ve il dışı genel organizasyonlara katılım gösterdik. AGD Trabzon Üniversite Komisyonunda da kısa süreli Ortaöğretim Birimiyle ilgilendik. KTÜ İlahiyat Fakültesinde Öğrenci Temsilcisi olarak seçildik. Normal rutin taleplerin haricinde her yıl düzenli olarak öğrenci arkadaşlarımıza memnuniyet anketleri yaparak idareyle konuları çözmeye elimizden geldiğince gayret gösterdik. Yine KTÜ’de İlahiyat Kulübünü kurarak iki yıl boyunca başkanlık görevini yürüttük. Görev süremizde 2012 yılında KTÜ tarihinde biraz vasat geçse de ilk kez Kutlu Doğum Programı gerçekleştirdik. 2013 yılında ise Kutlu Doğum Komisyonu kurarak iyi bir ekip çalışmasıyla Prof. Dr. Ramazan Ayvallı, Serdar Tuncer, Umut Mürare ve Bilali Yıldırım gibi isimlerle Trabzon’da ses getirecek bir projeye imza attık. KTÜ Öğrenci Konseyi ve Trabzon Kent Konseyi Gençlik Meclisi seçimlerinde başkanlıklara adaylığımız da oldu. Siyasi gruplaşmalar ve seçimlerin oldu bittiye getirilmesi neticesinde olumlu neticeler alamadık.

Farklı organizasyonlarda da kısa süreli görevlerimiz olsa da zaman içerisinde yukarıda da ifade etmiş olduğum tüm görevlerimizden ayrılarak kendimizi bir kardeşlik projesi olan Yükselen Gençliğe odakladık. Şu an devam etmekte olan sadece fakülte temsilciğimiz var. O da normal programımıza göre geçtiğimiz yıl bitecekti. Seçimin bir an önce yapılıp sorumluğun sırtımızdan kalkması için konuyu takip ettik. Ancak YÖK geçtiğimiz yıl seçim yapılması yönünde bir talimat vermeyince seçimler bu yıla kaldı.

Şu anda Yükselen Gençlik Derneği’nin kurucusu ve Genel Başkanı’sınız. Yükselen Gençlik olarak neler yapıyorsunuz. İleri dönük hedefleriniz neler? Bize kısaca anlatabilir misiniz?

-Yükselen Gençlik Derneği’nden önce platformunu kurduk. Aradan bir yıl geçtikten sonra dernekleşme yoluna gittik. Öğrenci meclisinde yaşamış olduğumuz kardeşlik bağlarının devamı niteliğinde bir organizasyon olarak Yükselen Gençliği tanımlayabiliriz. Herhangi bir siyasi bağı olmayan, herhangi bir kimse ve kurumdan talimat almayan bir öğrenci örgütlenmesi diyebiliriz.

Ulusal çapta bir oluşum kurduk. İki yıllık bir tecrübe edindik. Bu süreçte kurumsal altyapıya önem verdik. Yeni kurulan oluşumlara ciddiyetsiz bakıldığı malumunuzdur. Ancak biz o safhayı geçtik. Şu anda Yükselen Gençlik dendiğinde özellikle gençler tarafında karşılık bulan bir kurumsal yapı var. Ayrıca kimse Yükselen Gençlik hakkında olumsuz bir görüş içerisinde değil.

Derneğimizin temel amacı, geçmişte ve günümüzde siyasi farklılıklardan dolayı gençler arasında zaman zaman yaşanan gerilimi ve sıkıntıları ortadan kaldırmak. Farklılıklarımızın bizi biz yapan değerler olduğu ilkesiyle birlikte, farklı görüşlere sahip olan genç arkadaşlarımızla bir bütün olup, bu doğrultuda hareket etmek. Bu fikirleri savunacak ve yayacak liderler yetiştirmektir. Bu ideal doğrultusunda Yükselen Gençlik Dergisi, Yükselen Gençlik Akademisi, Kitap Okuma Projeleri vb. faaliyetlerin altyapılarını oluşturuyoruz.

Çevremizden çok yüksek beklentiler gelebiliyor. Lakin mevcut potansiyelimizin öğrencilerden oluşması, herhangi bir siyasi otoritenin arka bahçesi olmayışımızı göz önünde bulundurarak Yükselen Gençliği değerlendirmek sağlıklı olacaktır. Ayrıca sabırla amaçlarımız doğrultusunda yılmadan, inancını yitirmemiş arkadaşlarımızla yürüyüşümüze devam edeceğiz.

Birçok gençlik oluşumunda görev aldınız. Belli bir deneyim edindiniz. Siyasette aktif rol almayı düşünüyor musunuz?

-Şu anki atmosferde aktif olarak siyasetin içerisinde bulunmak hiç sağlıklı bir karar olmaz. Çünkü insanlar kimsenin fikirlerini dinleyecek sabrı gösteremiyorlar. Bu durum iktidarıyla muhalefetin eseridir. Herkes kendi oy potansiyelini korumak için her türlü kavgacı üslubu kullanıyor. Böyle kirli bir siyasetin içerisinde olmaktansa, siyasetin böyle kirli olmaması gerektiğini düşündüğümüz arkadaşlarımızla gençlik hizmetlerinde bulunmayı tercih ediyoruz. İlerleyen zamanlarda neler olur onu hep birlikte yaşayarak göreceğiz.

Sizi sosyal platformlarda ve organizasyonlarda aktif olmaya iten sebepleri bizimle paylaşabilir misiniz?

-Gördüğümüz eksiklikler diyebilirim. Görmüş olduğumuz her yanlışı düzeltme girişimimizde yeni eksikliklerle karşılaştık. Bu şekilde kendimizi böyle bir hayatın içerisinde bulduk. Tabi bundan şikâyetçi değiliz.

Biraz da güncel konulara gelecek olursak, ülkemizde yaşanan Gezi Parkı olayları hakkında neler düşündüğünüzü bizimle paylaşabilir misiniz?

-Doğru veya yanlış olsun herkesin bu ülkede görüşünü anlatma ve eylem yapma özgürlüğü var. Gezi Parkı sürecinde eylem yapanlara karşı yatıştırıcı bir üslup yerine sert bir üslup kullanılınca ortam ister istemez gerildi. Her kesimden insan bu üsluptan rahatsız oldu. Ancak ortam gerilince de bunu fırsat bilen provokatörler ortalığı iyice karıştırdı. At izi it izine karışınca zaten eylem amacından saptı. Keşke başta güzel bir üslupla yaklaşılsaydı da provokatörlere meydan verilmeseydi. Bu konuyla ilgili detaylı görüşlerim için “Gezi Parkı Olayları ve Sonrası” başlıklı makalemi de inceleyebilirsiniz.

17 Aralık olayları, Ak Parti ve Cemaat arasındaki gerilimi nasıl yorumluyorsunuz?

-Bu olaya bakış açım şu şekilde. Bir yolsuzluk operasyonu yapıldı ama tam ne olduğunu anlayamadan peşinden adeta bir karşı operasyon olarak paralel yapı operasyonu başladı. Şimdi akıllara şöyle bir şey geliyor. İki operasyon da doğru ama kim güçlüyse diğerini bastıracak. Ya da aralarından bir tanesi doğru diğerine iftira ediyor. Bir diğer pencereden bakınca da şöyle bir manzara çıkıyor ortaya. İki grup yaklaşık 12 yıldır yakın ilişki içerisindeler. Eğer iki grubun da iddiaları doğruysa ortak ne çıkarları vardı ki şimdiye kadar birbirlerinin yanlışlarına seslerini çıkarmadılar. Devletin içerisinde kadrolaşmalarına izin vermek ne kadar doğru? Eğer yolsuzluk yapılmışsa şimdiye kadar susmak ne kadar doğru? Her iki konunun da sorumlularının da hukuka uygun bir şekilde kamuoyunu aydınlatacak şekilde sonuçlanması en büyük temennimdir.

Dış politikaya bakacak olursak; Mısır, Libya, Suriye ve Filistin’de birkaç sene içinde yoğun bir hareketlilik yaşandı. Bunlar hakkında gözlemleriniz neler? Ayrıca Suriye’deki İşid örgütü hakkında ne düşünüyorsunuz?

-Libya, Kıbrıs Barış Harekâtında bize vermiş olduğu desteğin bedelini ödedi diyebiliriz. Libya’nın bize vermiş olduğu desteğe rağmen, yıllar sonra batının Libya’ya karşı komplo kurduğu bir dönemde batıyla birlikte Libya’ya ihanet etmiş olduk. Bu tarihe kara bir leke olarak geçmiştir. Mısır’da seçilerek Cumhurbaşkanlığı görevine gelen Mursi illegal yönetmelerle görevinden indirildi. Bunun hiçbir kimse tarafından savunulacak yönü yok. Batı, Libya’ya Irak’a özgürlük götürmek için tüm imkânlarını seferber ederken Mısır’a sesi çıkmıyor. Böyle bir zihniyeti tanıyamamak bunlardan bir şeyler ummak akıl tutulmasından ibarettir.

Filistin konusuna gelecek olursak, Filistin İslam aleminin kanayan yarasıdır. İsrail o bölgeye geldiğinden itibaren haritaları iyi incelerseniz bu zulümler sürekli yaşandı. Ancak insanların tepki mekanizmaları zayıflatılarak çok büyük katliamlar olmadığı müddetçe ses çıkarılamaz hale geldi. Ne zaman ki İsrail bu bölgeden kovulur, ABD’de İsrail’e toprak verilir işte o zaman Orta Doğu huzura kavuşur.

İşid ise Siyonist ajanlardan oluşan bir örgüttür. Çeşitli dönemlerde farklı isimlerle örgüt kurmak en iyi yaptıkları iş değil mi zaten?

Sayın Aksoy, az önce dış politikadan bahsettik. Dış politika ile ilgili size iki soru daha sormak istiyorum. Özellikle Filistin’de İsrail’in saldırıları neticesinde bir hareketlilik söz konusu. Bu hareketlenme ile ilgili ülkeler farklı tepkiler verdi. Örneğin Türkiye Filistin safına geçerken Amerika ve Almanya İsrail safına geçti. Almanya, Türkiye ile arasında yaşanan 3. köprü ve havalimanından kaynaklanan gerginlikten ötürü mü İsrail safına geçmiştir? Türkiye’nin karşısında olmak için mi yapmıştır? Amerika’nın İsrail’i desteklemesinin sebebi güçlü bir Türkiye istemediği için midir yoksa olayların perde arkasında başka şeyler de var mıdır? Bu konular hakkında sizin yorumunuz nedir?

-İdarecilerimiz Filistin konusunda hassasiyetli olabilirler. Ancak batı politikasıyla Filistin’de zulüm bitmez. Amerika olsun Almanya olsun daha niceleri zaten olmaları gereken saftadırlar. Enfal Suresi 73. Ayeti Kerimede Allah (cc) şöyle buyuruyor: “Kâfir olanlar da birbirlerinin yardımcılarıdır. Eğer siz onu (Allah’ın emirlerini) yerine getirmezseniz yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur.”

İşte böyle bir atmosferde bizim durmamız gereken yer Küfür tek millet iken, küfrün karşısında İslam ümmeti olabilmekten geçiyor. Biz dersek ki onların arasına girelim onların sistemiyle iyi niyetimizi kullanarak ortalığı düzeltelim. Hayır, böyle bir mantık olamaz. Ancak onların sisteminin bekçileri olabiliriz. Adaleti, huzur ve barışı getiremeyiz. Eğer amacımız dünyaya hükmetmekse ABD bunu büyük ölçüde gerçekleştiriyor. Hayalimiz bir ABD olmak mı? Yoksa Osmanlı gibi adaletiyle dünyaya adalet ve barışı getirmek mi? Bu ince çizgiyi yakalayabilirsek olayları çok iyi analiz edebiliriz.

Anlıyorum. Peki İsrail katliam yaparken bugün demokrasi ülkesi olma konusunda ahkam kesen Amerika ve Almanya neden bu katliama sessiz kalarak destek vermektedir? Uluslararası ilişkilerde, kuvvet kullanılmasını ilk olarak evrensel düzeyde yasaklayan antlaşma Birleşmiş Milletler Antlaşması iken, Birleşmiş Milletler İsrail’in yanında olmak ile  ne kadar doğru bir karar almıştır?

-Bu sorunuzu bir hikâye ile cevaplamak istiyorum. Günün birinde adamın birisi akşamdan mısır tarlasını oğluna emanet etmiş ve tarlayı dikkatli bir şekilde kontrol etmesini tembihlemiş ve evine gitmiş. Adam ertesi gün geldiğinde bakmış ki bütün mısırlar perişan olmuş. Oğluna demiş bu tarlanın hali ne? Oğlu da demiş ki domuz geldi tarlayı bu hale getirdi. Adam da oğluna demiş ki, tamam oğlum anladım domuz domuzluğunu yaptı da sen ne yaptın?

Şimdi bu gavurlar gavurluğunu yapıyor da biz ne yapıyoruz bunu düşünmemiz lazım? BM’den medet ummak tarlaya giren domuzdan mısırların bakımını yapmasını beklemekten başka ne olabilir?

Amerika ve Almanya’nın Filistin konusunda birlikte hareket etmesindeki amaç, Türkiye’yi Filistin aracılığı ile savaşa sokup Türkiye’yi bölmek ve Türkiye gibi eşsiz bir pastadan bir dilim alma yarışına girmek midir?

-Ülkeler arası diplomaside sözden çok yazı önemlidir. Sözlü olarak ne dersen de yapılan anlaşmalar, aradaki ticari faaliyetler devam ettiği müddetçe bir hükmü yoktur. Şu anki şartlarda Türkiye’nin kınayan ve biraz önce bahsetmiş olduğum tarlaya giren domuzdan mısırların bakımını yapması için çağrıda bulunan bir tutumdan başka neyi var ki? Keşke söylem farklılıkları gibi eylem farklılıklarımız da ayrılsa şu Avrupa topluluklarından. Artık aslımıza dönebilsek…

Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

-Genç arkadaşlarımıza kısa bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Her ne olursa olsun doğruluktan taviz vererek bir yere gelmeye gayret etmesinler. Önemli olan bir şeyi hak ederek elde etmektir. Unutulmamalıdır ki, uzun vadeli başarılar doğruluk ve dürüstlük üzerine inşa edilir. Bugün bir makam için çetrefilli işlere bulaşıp beş sene sonra bu adam böyle yanlış insandır denmemesini istiyorsanız çizginizden ve kalitenizden ödün vermeyin. Söyleyeceklerim bu kadar.

Değerli vaktinizi bize ayırdığınız için teşekkür ederiz.

-Biz de ilginize teşekkür ederiz. Sağlıcakla kalınız.

Yükselen Gençlik Dergisi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir