Birincil tehditleri gözardı ediyoruz…

siyonizm

Birincil tehditler gözardı ediyoruz…
Muhammed Muhsin AKSOY (11 Ağustos 2013)

İnsan düşündükçe yeni şeyler üretebilir ve mevcut olayları sentezleyebilir. Ancak günümüzde insanların düşünme mekanizmasını meşgul edecek yani istenilenin haricinde şeyler düşünmelerini engelleyecek birçok faktör bulunuyor.

Bu stratejilere rağmen düşünebilen insanları da çeşitli tekniklerle basit olaylara kanalize ederek gerçekleri görebilmeleri engellenmekte ve dünyayı buhrana sürükleyen tehditleri görmeleri engellenmekte olduğunu görüyoruz.

İnsanlık sürekli bir arayış içerisinde, bu arayıştan istifade eden ve kendilerini dünyanın sahipleri olarak addeden şahıslar sürekli toplumları geçmişten günümüze kadar farklı akımlarla meşgul ederek iktidarlarını devam ettiriyorlar.

Dünya üzerinde uygulanan stratejilere baktığımız zaman belli aşamalarla insanlar köleleştirilmeye hazır hale getirildiğini görmekteyiz. İlk aşamada insanları ırklara böldüler, ardından ırklar arasında görüş ayrılıkları çıkardılar ve bu bölünmeler çeşitlenerek devam ediyor.

Asıl amaç dünya genelinde tek bir otorite kurup bu otorite ile halkları istedikleri gibi yönetmek. Eğer sürece müdahale etmezsek bu durum varsayımdan sıyrılarak gerçekleşecek bir hal olacaktır.

Birkaç örnekle bu durumu izah etmeye çalışayım.

– Irak’ta Saddam Hüseyin halkına zulmediyor diyerek demokrasi getirme bahanesiyle Irak altüst edildi ve bir devlet olarak dengeleri bozuldu bölük pörçük oldu. Artık tekrar güçlenip otorite sahibi olması yıllar alacaktır belki de yeni dünya düzenine göre öyle bir ihtimal olmayacaktır.

– Filistin’de Yahudilerin zulmüne karşı direnen Müslümanlar birkaç gruba ayrılıp kendi aralarında çatışmaları sağlanıyor.

– Libya’ya demokrasi getirilmek istendi ama ne gariptir ki demokrasiyi savunan ülkeler arasında hala krallık otoritesiyle yönetimini devam ettirenler de var.

– Suriye’de demokrasi füryası başlatıldı ve halk birbirini kırıyor. Bayram namazına bakıyorsunuz; iktidarı da muhalifleri de bayram namazı kılıyor. Mısır’da da aynı şekilde, darbe yapanlar da darbe mağdurları da bayram namazındalar. İtikadları inançları doğrudur yanlıştır o tartışılır ama asıl mesele aynı inanca mensup insanlar bakın nasıl birbirine kırdırılıyor.

– Ülkemizde de aynı şekilde, ocu bucu denerek bu milletin evlatları yıllarca birbirine düşman edildi ve bundan siyasi rant elde edildi. Günümüzde de hala bu strateji yoğun bir şekilde devam ediyor, bitmiş değil bitecek gibi de gözükmüyor.

Misallerden de anlaşılacağı üzere önce farklı ülkelere ayrıldık, sonra ülkeler içlerinde ocu bucu diye ayrılmaya başladı, sonra bunun sonucunda ülkeler kendi içinde bölünmeye başlandı, tehlikenin farkında olan ideolojik akımlar bölünerek etkinlikleri azaltıldı ve ideolojik akımların etkisi azaltılarak rahat kontrol edilebilecek bir toplum oluşturma adına adımlar atılmaya devam ediliyor.

Başlıkta ifade ettiğim birincil tehdit işte budur. Düşünür, fikir adamı vs diye “vay be ne konuşuyor” dediğimiz birçok insan maalesef resme bütünüyle bakamıyor ve asıl tehdit mekanizmasının uyguladığı stratejilerin eserlerine yorum yapmakla yetiniyor.

Kendilerini humanist, aktivist vb şeylerle tanımlandıran insanlar da olay olan yerlerde yaraları sarmaya çalışıyor ve kendilerince bir şey yaptıklarını zannediyorlar. Ama asıl tehdidin farkında değiller. Eğer farkında olsalar sinekleri tek tek öldürmekle bu işlerin olmayacağını, bataklığın kurutulması gerektiğini anlayacaklardır.

İnsanlığı tek otorite altında toplamak isteyen zihniyet bunu tanrılaştırdığı parayla yapmaya çalışıyor ki bunda da başarılı oluyor. O yüzden dünyayı yönetmek için oluşturulan bu parayla yönetim şekline engel teşkil edecek adımlar atılması, boykot vb tarzda çalışmalar yapılması kendilerine hakaret edilmesinden daha çok tepkilerini çekmektedir. Çünkü bu kutsallarına yapılan bir hakaret olarak addedilir.

Kapitalist sisteme göre bölünme, parçalanma yönünde atılan adımlar demokratiklik ve demokrasi gibi süslü kelimelerle sürekli teşvik edilir. Çünkü tek otoritede dünyayı kontrol altına alma çalışmalarının sisteme geçmesi için bu önemli bir adımdır. Bu adımlar atılırken insanlar köleleştirildiklerinin farkında maalesef değillerdir. Bunu da en güzel tarif eden cümle bana göre “En iyi köle özgür olduğuna inanan köledir” sözüdür.

Elbette tüm bu olumsuzluklara karşın ümitsizliğe kapılmayacağız. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav), ipsiz sapsız adetleri olan cahiliye toplumunu İslamla düzene sokarak şahısların bireysel anlamda huzurlarını temin etmenin yanında toplumu da sosyal alanda huzurlu kılacak adımlar atmıştır.

Yine Osmanlı da İslamı kendine rehber edinerek tüm dünyada adaleti tesis edebilmiş, savaşarak kazandığı yerleri işgal etmemiş oralara da yatırımlar yapmış sadece şehirleri değil gönülleri de fethetmiştir.

İnsanların yeni arayışlar içerisinde olması anlamsızdır. Çünkü hem dünyada bireysel ve toplumsal anlamda bizleri huzura kavuşturacak hem de ahirette huzura kavuşturacak sistem açık ve net bir şekilde İslamdır.

Peygamber Efendimiz İslamı tebliğ ettiğinde Mekkeli müşriklerin itiraz etme sebepleri İslamın sosyal yaşantıya müdahale etmesi değil miydi? Bu durum onların kurmuş olduğu adaletsiz düzeni bozacağı için itiraz etmemişler miydi? Eğer sadece bireyin kendi yaşantısını etkileyen bir inanış olsaydı buna karşı çıkarlar mıydı?

Günümüzde de aynı değil mi? İstediğin kadar namaz kıl, ibadetini yap ama iş sosyal hayatta adaletin hakim olduğu bir düzen kurmaya gelince orada dur diyorlar.

Amacım, yoğun bir şekilde düşünsel engellemelerin olduğu bu dönemde düşünmeye sevketmek, kafalarda soru işaretleri oluşturmak ve araştırmaya sevketmekir.

Birincil tehditlerin farkına vararak birbirimize kenetlenmemiz umuduyla sağlıcakla kalın…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir